Firsthand Account from Istanbul, June 1st

The Dolmabahçe Reality!

I was there…

Last night, the attempted massacre in Dolmabahçe has been written in the dark pages of Turkish History. You know the road with the trees. On one side, there is the palace wall and on the other side there is the military wall. There, where there are high walls on both sides and no way of escape they sprayed 50 thousand unarmed civilians with agent-orange, or whatever it is called.

This gas was not the pepper spray that we had gotten used to since Friday and had started to make love with.

I saw someone puking her lung.

I saw someone crawling in the middle of all the smoke and water and raise his only functional arm stop to the Robocop aiming at him.

I saw old people and young people crawling and crying in tears for “Lemoooon! Medicineee!”

­I saw people with bloody hands tearing out the sidewalks and trying to build barricade so that the howling and water-blowing siege tanks wouldn’t pass through and run over people…and all this done within minutes collaboratively…A huge barricade was built by people who were coughing and puking as their tears were dropping on the pavement stones they were ripping off the ground.

This did not stop the monster.

We ate the water and we ate the gas.

And that’s when I realized: water combined with that gas is a perfect recipe for torture.

I burned and broiled…as if I was in an oven.

People could not touch each other for help.

I ran up and away with hundreds of them by Swiss hotel.

I could barely see down to the foggy street we left behind. Smoke seemed yellow where the siege tank was moving up towards the stadium still throwing water on ten-thousands of people.

I saw 10-15 Robocops hiding behind the siege tank and shooting gas non-stop…and shooting with aim…
You know Spielberg’s “War of The Worlds?” In the movie, there was this huge alien ship attacking people who were trying to go to the ferries at the harbor from behind, attacking to destroy. That is exactly how sci-fi the whole thing was.

The sounds of the siege tanks roaring together…the non-stop sounds of gas weapons…and the a unified scream of thousands of people that made these other sounds sound like a whizz, then screams of pain drifting away. Nobody could take any pictures or footage. When it is a matter of life or death facebook or twitter is not a priority.

Then I lost sight. I experienced a painful blindness that lasted for about an hour. I squeezed lemon in my eyes just to be able to see again.

Don’t do that. it is terrible. I turned into a scrap. I was of no use anymore.

I walked through the scared faces in Akaretler Hill. People who had heard about the atrocity down in Besiktas and had built barricades. They poured milk in our palms and sprayed our faces with talcid [antacid] mix as this offered temporary relief as we walked up the hill. Holding on to the sidewalks for support, I made it to Nisantasi.

I was lucky. Dislocated arms… broken legs… bleeding heads… people taking off and ripping their T-shirts that were wet and exposed to gas at the same time so they were getting skin burns. I came home. I gained my sight back. I got into the shower. I wish I hadn’t. My body smoked. Gas… my eyes and my lungs quit on me again, and I was roasting.

I am in my bed again and I am still burning. I have to take another shower but I am scared…what if I smoke again…İts like we are walking gas shells.

Last night, Dolmabahçe was the most special moment of my life. It is now a medal to carry in my heart.

Original Turkish version

Dolmabahçe gerçeği!
ORADAYDIM…
Dün akşam Dolmabahçe’de yaşanan katliam girişimi Türkiye’nin karanlıklar tarihine geçti…
O ağaçlı yolu bilirsiniz…Bir tarafı saray duvarı bir tarafı askeriye…
İşte sağı solu yüksek duvarlarla kapalı, kaçışı olmayan öyle bir caddedeki 50 bin silahsız insana, iki TOMA desteğinde yüzlerce portakal gazı sıkıldı…veya ismi her ne ise…
Bu gaz cumadan bildiğimiz alıştığımız seviştiğimiz biber gazı değildi…
Ben ciğerini kusan gördüm…
Sisin suyun arasında sürünüp salya sümük ağlarken sağlam kalan tek kolu ile üzerine nişan almış Robocopa dur diyeni gördüm…
Genci yaşlısı yüzlerce insanın emeklerken “Limoonn! İlaaaç!” diye ağladığını gördüm…
200 metre geride o iki canavar gibi uluyan, ejderha gibi su sıkan TOMA geçemesin, insanları ezmesin diye eller kanayana kadar kaldırım taşı söküp barikat yapılmasını gördüm..görülmemiş bir imece ile dakikalar içinde…aksırarak kusarak ağlayan insanların gözyaşlarının damladığı kaldırım taşlarından koca bir set yapıldı…
Canavarı durdurmadı…
Yedik suyu, yedik gazı…
Ve anladımki o gaz su ile birleşince bir işkence aleti oluyor…
Tüm vücudum bir fırındaydı sanki…yandım kavruldum…
İnsanlar birbirine dokunamaz yardım edemez hale geldiler…
Yüzlercesi ile beraber kaçtım swissotelin arasından…
Aşağıda TOMA’ların sokak ışıkları ile iyice sarılaşan sisli caddede stada doğru ilerleyişini görebildim…onbinlerin üzerine su fırlatarak…
Tomanın arkasına saklanarak yürüyen 10-15 Robocobun nefes almadan aralıksız gaz sıkışını, nişan alarak sıkışını gördüm…
Spielbergin “Dünyalar savaşını” bilir misiniz?
Hani limandaki feribotlara gitmeye çalışan insanların arkasından saldırmıştı o devasa uzaylı gemisi…yok etmek için…işte o kadar bilimkurguydu herşey…
TOMA höykürüşlerini, gaz silahlarının aralıksız patlamalarını, insan çığlıkları bastırıyordu…gittikçe uzaklaşan acı dolu çığlıklar…
Kimse fotoğraf çekemedi…yaşam söz konusu olunca feys twitter teferruat oluyor…
Sonra gözüm kapandı…Yaklaşık bir saatlik acılı bir körlük yaşadım…gözümün içine limon sıktım sadece yine görebilmek için…
Sıkmayın…çok fena…
Pert oldum…faydam kalmadı
Akaretlerde aşağıdaki olayın vahşetini duymuş, barikatları kurmuş binlerce ürkek bakışlı insanın arasından elime dökülen sütlerin, yüzüme sıkılan talcidlerin geçici ferahlığı ile kaldırımlara tutuna tutuna çıktım nişantaşına…
Ben şanslıydım…kolu çıkanlar…bacağı kırılanlar…kafası kanayanlar…ıslak olduğu için gazla beraber vücudunu yakan tişörtünü parçalayıp atanlar…
Eve geldim…gözüm açıldı…duşa girdim…girmez olaydım
Bildiğin gaz tüttü vücudum…yine gitti gözlerim ciğerim…kavrulmak cabası…
Şu an yatağımdayım ve hala yanıyorum…duş yapmam lazım ama korku saldı içimi…ya yeniden tütersem…ayaklı gaz fişeği gibi olduk…
Dün Dolmabahçe benim ömrümdeki en özel andı…kalbimdeki madalya oldu